Bir Ayı ve Bir Çocuğun Muaddel Hasbihâlidir.

 

( ŞAHİT: Güneş zirvedeydi ve soluk soluğa kalmıştık. Alnımızdan süzülen ter damlaları göz kapaklarımızdan yere düşerek, kurak toprağı ıslatıyor, minik çamur öbekleri oluşturuyordu. İkimizin de hâli haraptı. Yüksek düzlüklerde olduğumuz için rüzgârın uğultusu, otların salıntısı ve tırpanların vızıltısından başka bir ses yoktu. Ağzımızı bıçak açmıyordu. Gün doğumunda başladığımız ot biçme işine karnımızı doyurmak ve dinlenmek için ara vermiştik. Köyden yola çıktığımızda bir karışıklık olmuş olacak ki, azıkları almadığımızı fark ettik. Yarenim, sıkı at biner hızlı giderdi, azıklarımızı almak için atına atlayıp köye doğru yola koyuldu. İlerde, şurada birkaç ağaçlık bir bölge var, o gelene değin oraya gidip kestireyim dedim. Ağaçlar ince ve uzundu, güneşe fayda etmiyorlardı. Küçük bir su birikintisinin yanında, kırılmış büyükçe bir ağaç dalı vardı. Üstüme battaniye yapıp, altına uzandım. Sombreromla da yüzümü kapadım. Az da olsa suyun serinliği ve ağacın gölgesiyle uyuya kalmışım. Az bir zaman sonra bazı sesler duymaya başladım. Rüyadır herhalde deyip umursamadım. Sonra ses gittikçe yaklaşmaya başlayınca gözümü açtım ve kulak kesildim. Homurtu gibi geliyordu, ilkin domuz sandımdı. Sonra ses daha da yaklaşınca, korkmaya başladım. Kafamı şapkanın altından kaldıramıyor, boyuna besmele çekiyordum. Ammavelakin o ürkütücü böğürtülerden sonra bir çocuk sesi duyunca rahatladım. Tedbiri elden bırakmadan, ne ola ki deyu gövdemi milim dahi kıpırdatmadan sombreromu başımdan yavaşça çektim ve ne göreyim, üç var beş yok yaşlarda bir çocuk ve koca bir ayı, omuz omuza vermiş, yürüyor ve dertleşiyorlardı… )

ÇOCUK: Ben aslında konuşmuyorum, Ayı, konuşuyorum sanıyorlar. Bir şeyler anlatıyor, geveliyor, saçmalıyorum sadece. İçimde tuttuklarım, haykıramadıklarım var; hani bazen düşünüyorum da, boş ve uzun konuşarak bunların üstünü örtüyorum sanki. Tüm bu gürültüyü söyleyemediklerimden ötürü yapıyorum. Adeta iki tane ben varmış gibi. Biri saklı tuttuğum, biri gösterdiğim. Bu iki kişi arasında da bir duvar var. Duvarda ateşler, yılanlar ve dikenli teller. Bazan içimdeki kişi bu duvarı aşıp geçmek istiyor, fakat sonra korkudan mıdır yoksa boşvermişlikten midir nedir bilmiyorum, duruyor. Saatlerce kıpırtısız öylece duvarlara baktığı(m) oluyor. Bu anlarda dünyaya göstermelik kişimin bile bazan çıtı çıkmıyor. Her şey öyle karıştı ki, iyi mi bu yoksa kötü mü, bilemiyorum.

AYI: İnsan bazen susar.
Öyle birden bire değil.
Coşkuyla konuşanlar bunu bilir.
Usulca olur her şey, hırpalana hırpalana, ufalana ufalana.
Cümleler yarıya iner önce, sözcükler kalır sonra.
Heceler tıkanır boğazda.
Sessizlik kalır geriye;
sessizlik çatlağını arayan su..
Dervişane suskunluklar yalnızca masallarda olur!
Durarak yahut yazıyla sızıntı bir şekilde olur veya ayıyla.
Resim ile dans ile. Sen sadece
bil ki, geçer bunlar.
Yeter ki enseyi karartma, çocuk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s