Bir Oyun, When in Rome; Roma’dayken Roma’ya Göre Davranmam Ben Ama!

“Oyunculuk bağlamında da “tam bir şenlik” olan When in Rome oyunu kabaca genç kadın bir kiracı ve huysuz ev sahibi kadın ilişkisi hikayesi değil. Klasik İtalyan sahnede izlense oyundan çıktıktan sonra “e ne oldu şimdi” hissi uyandırabilecek metin, alternatif sahneleme tercihiyle de ana hikayesinden de öte bir meseleye parmak basıyor. Ebeveyn ve evlatlar, sınıflar arası ilişkiler, cinsiyet rolleri, toplumsal ahlak/genel ahlaksızlık üzerine de. Başlayıp sona eren değil, tam da oyunun bittiği yerden tekrar tekrar başlayan zengin bir metin.“

 

Yıllar önce Talimhane Tiyatrosu’nun “Yazar” isimli nefis bir oyunu vardı. Seyirciler karşılıklı iki blokta oturuyordu ve bu, alışık olduğumuz seyirciyi dikey hiyerarşik bir çizgide altta bırakıp oyuncular açısından üstünlüğe doğru iktidar alanı oluşturan, seyirciyi de edilgen ve gözlemci kılan klasik İtalyan sahnenin aksine seyirciyi oyun boyu tam etkin ve yarı katılımcı kılan bir metin ortaya çıkmasını sağlıyordu. Olumlu ve değerli bulduğum, verili metnin daha da çoğalmasına sebep olan, duygusal ve düşünsel açıdan daha doğurgan bir sahneleme biçimi. Bu iki bloklu oturma düzeni sayesinde sahnenin her yer olabildiği oyunda oyuncular her an ayrık otu misali seyirciler arasından fırlayabiliyordu.

 

İşte içinde Galataperform’un da olduğu çok ortaklı “When İn Rome” oyunu “Yazar” oyunundan ötürü aynı beklentiyle gidip beklediğimi de aldığım bir oyun oldu. Düşünsel ve duygusal açıdan sağanak yağmur. Tedirgin edici ve eğlence dolu. Bu tip oturma düzeninde seyirci olarak biz çekingensek kah endişeyle oyuncunun bizimle muhattap olmamasını dileyerek, fırlamanın tekiysek de heyecanla sıranın bize gelmesini ve kendimizi gösterme fırsatını en iyi biçimde değerlendirmeyi bekleyerek dolaylı olarak oyuna katılmış oluyorduk. Tam etkin diyorum çünkü oyun boyu hissettiğiniz endişeden ötürü pür dikkat kesiliyordunuz ve yarı katılımcı diyorum çümkü metnin akışını değiştirmeniz söz konusu değil. Oyunda genç bir kadının yeni ev sahipleriyle kurmuş olduğu – meseleyi tıbbileştirebilirsek- ‘sağlıksız’ ilişki ele alınıyor. Endişe, ahlak, riyakarlık, sınırlar ve eğlence üzerine kurulu. Oyuncuların metnin akışında seyirciyi de nesneleştirip konuşmalarına muhattap kılmaları bizleri söz konusu kanaat hakkında tarafımızı belli etmeye götürüyor. Bir nevi çaktırmadan ahlak testi. Neye güldüğümüz, neye üzüldüğümüz bizim kim’liğimize dair emareler. Bu tür oyunları terapiye de benzetebiliriz. Karakterimiz açısından turnusol kağıdı işlevi görüyor. Roma’dayken romalı gibi davranmalı mıyız yoksa Roma’dayken yine kendimiz mi olmalıyız. Kendi rengimizi vermek nelere mal olur?

 

Apartman bir toplum prototipidir. Toplum baskıcıdır. Bir apartmanda Ne kadar kendimiz olabiliriz? İktidarın dürüstlüğe tahammülü yoktur.  Kendi ahlaki kriterlerimizle yaşayabilir miyiz? Böyle yaparsak komşular Ne der? İktidarın yeraltındaki yani tabandaki temsilcisi mahalle, Baskı’sıyla yalan ile ikiyüzlülüğü başat toplumsal değer kılar. Komşular komşularına kendi ahlaki kriterlerini yükleme hakkını nereden alırlar peki? Oyun insanlar arasındaki ilişkilerinin hak görme/maruz kalma açısından esneyip, silikleştiği bir noktadan konuşuyor. Ve kanaatimce bu sağlıksız bir ilişki. Tahakküm, eden ve edilende nelere yol açıyor? Ve biz, seyirci günlük hayatımızda bu ilişkilenme biçiminin neresindeyiz? Seyirci bu oturma düzeniyle dikey bir apartmanda aynı zamanda yatay oyuncu-seyirci ilişkilenmesiyle ev halkından birine dönüşüyor. Hem içinde hem dışında. Metin seyirciyi her an sıranın yani oyuncunun muhattabı olmanın tedirginliğiyle diken üstü tutarak kolaylıkla ‘ayna’ işlevini yerine getiriyor.

Oyunculuk bağlamında da “tam bir şenlik” olan When in Rome oyunu kabaca genç kadın bir kiracı ve huysuz ev sahibi kadın ilişkisi hikayesi değil. Klasik İtalyan sahnede izlense oyundan çıktıktan sonra “e ne oldu şimdi” hissi uyandırabilecek metin, alternatif sahneleme tercihiyle de ana hikayesinden de öte bir meseleye parmak basıyor. Ebeveyn ve evlatlar, sınıflar arası ilişkiler, cinsiyet rolleri, toplumsal ahlak/genel ahlaksızlık üzerine de. Başlayıp sona eren değil, tam da oyunun bittiği yerden tekrar tekrar başlayan zengin bir metin. Kimya dersinde öğrendiğimdir: Turnusol asitle temas ettiğinde kırmızı, baz’la temas ettiğinde mavi rengini verir. Karaktersiz bir kağıt, bir ayıraçtır yani. Her devrin uyumlu insanı olabilir bu turnosol. Diyelim ki ortada bir linç var, lince verdiğiniz tepki ne olduğunuzu gösterir. Oyunda ev sahibi, kiracısı genç kadın hakkında orospu derken gülüyorsanız siz bir şeysiniz gülmüyorsanız başka bir şey. Neyse gidin izleyin ve görün. Bu oyun bütün olarak bir oyundan fazlası. Bakalım siz Roma’dayken ne kadar kendiniz olacaksınız.

Unutmayın, bir insanın bir insan hakkında söyledikleri o söz konusu edilen insandan ziyade söyleyene dair düşünceler edinmemizi sağlar. Dolayısıyla neye güldüğünüz de sizin kim olduğunuzu gösterir. İzleyecek olanlar oyunda güldüğünüz yerleri not edin. Orospu dediğiniz kadın belki sizsinizdir de, içinizdeki ev sahibiyle yüzleştiğinizde korkmayın. Hasılı kelam tekrarlayayım şahane bir oyun, düşündüren ve eğlendiren doğurgan bir metin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s